Bugün içimdeki düğümü bir parça çözdüm, geç kalınmış bir kahvaltının hemen sonrası. Elimde telefonum, İsmail abinin bugünkü yazısını okuduktan sonra, yanağımın ıslanmasıyla bir parça çözüldüm. Parmağımı azıcık kessem gidip bütün sevdiklerime öpsene diyecek kadar şımarık, biraz boğazım ağrısa nane limona düşecek kadar nazlıyım. Fakat tam bu günlerde, belki en çok ağlamam en çok hasta düşmem gereken günlerde hiç ağlayamadım. Çok yoruldum, yoruldum demeye utandım. Uyku bastırdı, öfkelendim. Darbe oldu heralde, diye haberler dolaşırken ben piknikte henüz yediğim pastanın zevkindeydim, 15 temmuz benim doğum günüm çünkü, öyleydi çünkü. Sonra meydana git dedi babam, emeklerim helal dedi. Kendisi de meydana koştu. Annem kanser atlatmış kadın, hastalığını ilk öğrendiğinde bile sesi böyle değildi. Üstümüzden alçak uçuyorlar derken o günden daha az güçlü değildi. Arkadaşlarım meydanda, bensiz ölürlerse diye korkuyorum. Biri mesajında şöyle diyor "Ayşe buraya gelsen, bir şey olacaksa birlikte olsun istiyorum." Abim İstanbul'da havaalanında vahşete tanık olmuş, kurtulmuş, arıyorum. Yemin ederim hiç öyle duymadım abimin sesini, "Bizim Zafer'i tank eziyordu. tutup çekmeseydim."diyor. O gün güzel insanlar saklandıkları yerlerden bir bir çıkarak büyük bir mücadele verdiler. Allah için, vatan için. Sabahında annemle konuşuyoruz, çok korktum diyorum aklıma ilk başörtüm geldi. Belki mantıksız, belki o zamanlar geçti, mi, getirilmeye çalışılmadı mı? Annem hukuk fakültesi mezunu, başörtüsü meselesi yüzünden meslek hayatına öğretmenlikle başlamış yine de bir sürü iftiralar atılmış, hatta o zamanın yerel bir gazetesine çocuklara kuran öğretiyor diye çıkmış kadın. Kuran öğretmiyordu ama öğretseydi de göğsümü gererek anlatacağım bir hikayem daha olurdu. Şimdi Türkiye'nin ilk başörtülü hakimlerinden, elhamdülillah. Ben başörtüsü deyince annem, ilk o mu geldi, ilk önce babanı öldürürlerdi diyor. Kızıyorum, anne o zaman şehit evladı olurdum, diyorum. Bana bunu sen öğrettin. Bütün bu koşuşturmalar, bu konuşmalar, Halil abinin bayrakla örtülü cenazesıne bakan yiğit oğlu, ağlayamadım. İçimi büyük bir öfkeden başka dolduran bir şey yoktu, telefonuma organları etrafa saçılmış insan resimleri yağarken öfkem pekişiyor böylece dik duruyordum. Fakat şimdi, galiba bitti dediğimde, başardılar, başardık dediğimde gözüme doluveren tuzlu suları engelleyemiyorum. Bunları yazıyorum, unutmayayım. Bunları yazıyorum çünkü bazı arkadaşlarıma öylesine kırgınım ki onlara öfkeyle baktığım zaman bu yazıyı açıp okumaları gerekecek. Bu benim sade hikayem, bu tankın önünde dikilen abilerimizin, kardeşlerimizin hikayesinin yanında minik bir noktacık. Bu, Halil abinin emanetlerinin kırgınlığı yanında minicik bir öfke. Bu benim bencilce bakarken gördüklerim, Ben hiçim, ölmek için çok güzel zamanlardı, ölseydim çok olacaktım. Bütün şehitlerimize, meydanda olan herkese, can arkadaşlarıma, o kadar o kadar minnettarım ki şimdi ellerim titriyor. Teşekkür ederim ve Allah razı olsun. Emanetleri kaybolmayan Allah'a emanetsiniz.
Eskisi gibi sık sıkışmıyor kalbim. Bir ağrı saplandı mı uzun soluk alamıyor, gözlerim istediği olmayan çocuklarınki gibi hemen doluvermiyor. Yaşamı aldım, yanıma oturttum, dedim ki demek ki benim anladığım bu senden. Yokuşta yorulan nefesimi düzlükte sakinleştiremiyorum, bileklerim boyuna sancıyor, ritmine kıyamıyorum kalbimin. Halimi sorarsanız, iyiyim yalanından çekinmem. Çünkü inanmıyorum umursadığına insanın insanı. İnsana inanmıyorum, gösterişli ışıklarınıza yeniliyorum her gece. Yatağımı dört kişi omuzlasın istiyorum.
Eline ve yüreğine sağlık benim biricik ablam iyiki varsın.
YanıtlaSilTüm vatansever kardeşlerimize teşekkür ediyorum.Herkese geçmiş olsun.Allah tekrarını yaşatmasın.
YanıtlaSil