Kayıtlar

Eskisi gibi sık sıkışmıyor kalbim. Bir ağrı saplandı mı uzun soluk alamıyor, gözlerim istediği olmayan çocuklarınki gibi hemen doluvermiyor. Yaşamı aldım, yanıma oturttum, dedim ki demek ki benim anladığım bu senden. Yokuşta yorulan nefesimi düzlükte sakinleştiremiyorum, bileklerim boyuna sancıyor, ritmine kıyamıyorum kalbimin. Halimi sorarsanız, iyiyim yalanından çekinmem. Çünkü inanmıyorum umursadığına insanın insanı. İnsana inanmıyorum, gösterişli ışıklarınıza yeniliyorum her gece. Yatağımı dört kişi omuzlasın istiyorum.
Sen kapıyı öyle çekip gidince kapı inledi durdu kaç kere, bilmeyenler "gıcırdadı" dediler.
Hiç şaşırmamama şaşırıyorum artık. Böylece mantık hatalarıyla başlıyorum sözlerime. İnsanlar ne korkunç diyecek oluyorum, genellemelerin birilerini inciteceğini unutarak. Bugün çamaşır suyunun ambalajında "sevgi içerir" yazısını görünce kahkahayı bastım. Her şey ucuzladı. Yaşamanın adı tahammül savaşı artık. Sonunda kahramanın puf diye ortadan kaybolduğu bir hikaye yazmak istiyorum. Yazmayı sevmenin konforu bu, yaşayamazsan yaşatırsın. Puf.
Düşük tansiyon, titrek el, acı kahve. Mutfak tezgahına tutundu, hiç kimseye tutunmadığı kadar sıkıca. Baş dönmesi, hızlı nefes alıp vermesiyle şişip inen göğüs, soğuk mermere yığıldı. Zihni açık, pişen kahvesinin tıkırtısını duyuyor. Biraz dinlensin geçecek, hep böyle oluyor. Düşüyor, kalkıyor sonra tekrar öpüyor mermeri sonra kalkıyor. Kahve şekersiz, hayat gibi. Bugün telefon numarasını değiştirdi, insan numarasını değiştirince hayata yeniden başladım sanıyor. Kahve taşınca yenisini yaptı, yenisi de acı, hayat gibi. İnsan birisi arasın diye bekledi mi numarasının rakamları diziliyor boğazına. Beklemekten vazgeçiyor bu iyi, çok uzun zamandır beklemekten başka bir şey yapmadığından şimdi eli ayağına dolaşıyor bu kötü. Mutfak radyosunda Müzeyyen Senar, kimseye etmem şikayet diyor. Susuyor.
Ticaret hukuku notlarından kafamı kaldırdım, muhtemelen yetişmeyecek dedi bir tarafım, diğeri çalışmaya devam etmemi fısıldadı. Her anımızın belirsiz olduğu bir yer burası, ayağa kalktığımda gözümün kararmasını takip eden bir beyin kanamasıyla ölmeyeceğimi kim söyleyebilir? Gelecek dedikleri bir şey vardı bu kesin  ama işte taahhütlü değil. Planlar, projeler, gelecek kaygıları sonra hastalıklar, yıpranmalar, göz çevresini erken saran kaz ayakları... Bilmiyorum insan ne için yaşar, neyi seçer, neden seçer. Final soruları bu sorulardan mutlaka kolay olur diye düşünüp gülümsüyorum. Şimdi kahvemden bir yudum alıp notu okumaya devam edeceğim, yaratan Rabbin adıyla okumazsak yandık. Tüm kelimeler ona çıksın. Korkuyu da ümidi de yaratan Allah'a hamd.
on ikiden sonra söylenen her söz gerçeğe daha yakın, arkamda ayak izimi bile bırakmıyorum. Gece herkesin gölgesini eşitler ve maddi kusurları gizler. Gri dedikleri bu şehri bir de gece vakti şöyle yukarılardan izleyelim, evlerin ışıklarının yanıp sönüşünü, hikayelerini düşünelim. Her şeye hayretle bakmaya zaten hevesliyim, içimdeki sevme kabiliyetini gün be gün geliştirdim. -çok çabaladım sevgili okur beni biraz takdir eder misin?-  Bu şehri gündüzleri de çok sevdim. Hem kusurları gizleyen gece ne yapıp edip dertleri açığa çıkarır, ayın ışığı dertlerime vurur çoğu zaman. Kendi kusurlarımla baş etmekte zorlanıyorum. Bazı geceler koyunları saymak yerine hatalarımı sayıyorum. Bu gece de öyle bir gece. Yazmaya hevesim yok ama anlatmam lazımdı, dostlara anlatsam cümleleri bir bir açmak, endişeleri gidermek gerekir. Kağıt sorgulamaz, ne kadar anlatırsan o kadarla yetinir. Sanılmasın ki üzgünüm, ayıp olur verilen onca nimete. Yalnız İsmet Özel'in şu cümleleri açıklar beni: Haya...
seni neden sevmedim?                                                         " insan insana aşık olmaz güzelim                                                                                        insan insanın yanında bile durmaz." İnsanlar üşümüyor artık telefonlar titriyor onların yerine. Ben çok üşüyorum doktora gittim de doktor güldü halime. Arkadaşlarla yanık ciğer muhabbeti yaptığımız zamanlardı, ciğerlerimizin yandığından konuşup neden üşüdüğümü anlatmasını beklediğimiz tahlil sonuçları için sıra aldık, alnında "işimi sevmiyorum" yazan asık suratlı sekreterden. Kadının suratı bana çamaşırları asmadığımı hatırla...