Kesin Döndüm Mü?
İstanbul-Ankara yolunda koltuğun asla çalışmayan televizyonuna bakar düşünürüm, sallanarak yazımı çirkinleştiren otobüse kırılarak. İstanbul-Ankara yolunda, henüz büyümemişken neden ölmediğimi düşünürüm. Annem üzülmesin diyedir, muhakkak.
Yollar çok şey öğretir. Bana en azından mola süresince düşünmemeyi öğretti. Otobüsün yıkanmasını izleyen amcayı izlerken kendi otobüsümü kaçırma tehlikesi geçirdiğimde.
Yollar çok şey öğretir. Bana annemin yanında ağlamamayı öğretti. Koltuk numaramı gördüğümde çöken hüzünle başa çıkamadım bir tek. Belki de bu yüzden en çok koltuk numaralarına kırgınım, en çok onlara ait. Yollar çok şey öğretir. Konuşursam kendime hakim olamayacağımı bildiğimden, ellerimle kibarca reddedebilmeyi öğretti bana, "su ister misiniz" diyen kısa boylu adamları. Yollar çok şey öğretir, İstanbul-Ankara arasının Ankara-İstanbul dan uzun olduğunu mesela. Yollar dik durmayı öğretir. Yanınızda oturan ve sizi oğluna yakıştıran o teyzeye karşı, nazik olmayı öğretir.
Yollar çok şey gösterir. Dokunmanıza yalnızca camın engel olduğu o bulutları, bulutlardan çiçekleri, çiçeklerden dağları, dağlarda Ferhat'ı gösterir. Sigarasını hızlıca çekip yavaşça üfleyen o adamı,dumandaki kederi, yorgunluğu, huzursuzluğu. Her zaman geç kalma korkusundan mola bitiminden on beş dakika önce otobüse gelen şeker hastası, kalın bilekli o teyzeyi, teyzenin çantasındaki oğul özlemini, gelin öfkesini, torun sevgisini...
Belki de bu yüzden vazgeçemiyoruz yollardan. Öğrettiklerine, gösterdiklerine minnet duyduğumuz için yolsuz yapamıyoruz. Yoksa bu asfaltların bir açıklaması olmalı. Belki de bu yüzden kızıyoruz uçaklara. Bulutta gördüğümüz o çiçeği koparıp gittiği için. Sevdiklerimize ulaşmak için harcadığımız çabayı küçümsediği için. Uçaklara kırgınlığımızın anlaşılmamasına da kırıldığımız için. Belki de her şeyi kendimize zorlaştırıyor ve bu yüzden anlaşılamıyoruz. Belki "ruhumuza sözlük işlemişlerdir de açılıp okunmuyoruz."
Yollar çok şey döktürür. Bazen iyi yerleştiremediğiniz plastik bardaktaki acı çayınızı, bazen bir türlü düzene sokamadığınız kelimelerinizi. Pardon, kelimelerim döküldü de, peçete alabilir miyim?
İstanbul-Ankara yolunda koltuğun asla çalışmayan televizyonuna bakar düşünürüm, sallanarak yazımı çirkinleştiren otobüse kırılarak. İstanbul-Ankara yolunda, henüz büyümemişken neden ölmediğimi düşünürüm. Annem üzülmesin diyedir, muhakkak.
Yollar çok şey öğretir. Bana en azından mola süresince düşünmemeyi öğretti. Otobüsün yıkanmasını izleyen amcayı izlerken kendi otobüsümü kaçırma tehlikesi geçirdiğimde.
Yollar çok şey öğretir. Bana annemin yanında ağlamamayı öğretti. Koltuk numaramı gördüğümde çöken hüzünle başa çıkamadım bir tek. Belki de bu yüzden en çok koltuk numaralarına kırgınım, en çok onlara ait. Yollar çok şey öğretir. Konuşursam kendime hakim olamayacağımı bildiğimden, ellerimle kibarca reddedebilmeyi öğretti bana, "su ister misiniz" diyen kısa boylu adamları. Yollar çok şey öğretir, İstanbul-Ankara arasının Ankara-İstanbul dan uzun olduğunu mesela. Yollar dik durmayı öğretir. Yanınızda oturan ve sizi oğluna yakıştıran o teyzeye karşı, nazik olmayı öğretir.
Yollar çok şey gösterir. Dokunmanıza yalnızca camın engel olduğu o bulutları, bulutlardan çiçekleri, çiçeklerden dağları, dağlarda Ferhat'ı gösterir. Sigarasını hızlıca çekip yavaşça üfleyen o adamı,dumandaki kederi, yorgunluğu, huzursuzluğu. Her zaman geç kalma korkusundan mola bitiminden on beş dakika önce otobüse gelen şeker hastası, kalın bilekli o teyzeyi, teyzenin çantasındaki oğul özlemini, gelin öfkesini, torun sevgisini...
Belki de bu yüzden vazgeçemiyoruz yollardan. Öğrettiklerine, gösterdiklerine minnet duyduğumuz için yolsuz yapamıyoruz. Yoksa bu asfaltların bir açıklaması olmalı. Belki de bu yüzden kızıyoruz uçaklara. Bulutta gördüğümüz o çiçeği koparıp gittiği için. Sevdiklerimize ulaşmak için harcadığımız çabayı küçümsediği için. Uçaklara kırgınlığımızın anlaşılmamasına da kırıldığımız için. Belki de her şeyi kendimize zorlaştırıyor ve bu yüzden anlaşılamıyoruz. Belki "ruhumuza sözlük işlemişlerdir de açılıp okunmuyoruz."
Yollar çok şey döktürür. Bazen iyi yerleştiremediğiniz plastik bardaktaki acı çayınızı, bazen bir türlü düzene sokamadığınız kelimelerinizi. Pardon, kelimelerim döküldü de, peçete alabilir miyim?
Yorumlar
Yorum Gönder