Hiç şaşırmamama şaşırıyorum artık. Böylece mantık hatalarıyla başlıyorum sözlerime. İnsanlar ne korkunç diyecek oluyorum, genellemelerin birilerini inciteceğini unutarak. Bugün çamaşır suyunun ambalajında "sevgi içerir" yazısını görünce kahkahayı bastım. Her şey ucuzladı. Yaşamanın adı tahammül savaşı artık. Sonunda kahramanın puf diye ortadan kaybolduğu bir hikaye yazmak istiyorum. Yazmayı sevmenin konforu bu, yaşayamazsan yaşatırsın. Puf.
Bugün içimdeki düğümü bir parça çözdüm, geç kalınmış bir kahvaltının hemen sonrası. Elimde telefonum, İsmail abinin bugünkü yazısını okuduktan sonra, yanağımın ıslanmasıyla bir parça çözüldüm. Parmağımı azıcık kessem gidip bütün sevdiklerime öpsene diyecek kadar şımarık, biraz boğazım ağrısa nane limona düşecek kadar nazlıyım. Fakat tam bu günlerde, belki en çok ağlamam en çok hasta düşmem gereken günlerde hiç ağlayamadım. Çok yoruldum, yoruldum demeye utandım. Uyku bastırdı, öfkelendim. Darbe oldu heralde, diye haberler dolaşırken ben piknikte henüz yediğim pastanın zevkindeydim, 15 temmuz benim doğum günüm çünkü, öyleydi çünkü. Sonra meydana git dedi babam, emeklerim helal dedi. Kendisi de meydana koştu. Annem kanser atlatmış kadın, hastalığını ilk öğrendiğinde bile sesi böyle değildi. Üstümüzden alçak uçuyorlar derken o günden daha az güçlü değildi. Arkadaşlarım meydanda, bensiz ölürlerse diye korkuyorum. Biri mesajında şöyle diyor "Ayşe buraya gelsen, bir şey olacaksa birlikte...
Yorumlar
Yorum Gönder