on ikiden sonra söylenen her söz gerçeğe daha yakın, arkamda ayak izimi bile bırakmıyorum.


Gece herkesin gölgesini eşitler ve maddi kusurları gizler. Gri dedikleri bu şehri bir de gece vakti şöyle yukarılardan izleyelim, evlerin ışıklarının yanıp sönüşünü, hikayelerini düşünelim. Her şeye hayretle bakmaya zaten hevesliyim, içimdeki sevme kabiliyetini gün be gün geliştirdim. -çok çabaladım sevgili okur beni biraz takdir eder misin?-  Bu şehri gündüzleri de çok sevdim. Hem kusurları gizleyen gece ne yapıp edip dertleri açığa çıkarır, ayın ışığı dertlerime vurur çoğu zaman. Kendi kusurlarımla baş etmekte zorlanıyorum. Bazı geceler koyunları saymak yerine hatalarımı sayıyorum. Bu gece de öyle bir gece. Yazmaya hevesim yok ama anlatmam lazımdı, dostlara anlatsam cümleleri bir bir açmak, endişeleri gidermek gerekir. Kağıt sorgulamaz, ne kadar anlatırsan o kadarla yetinir. Sanılmasın ki üzgünüm, ayıp olur verilen onca nimete. Yalnız İsmet Özel'in şu cümleleri açıklar beni:

Hayal kurmakla başım hiç hoş değildir. Gelecekten beklediği nelerse onları kafada keyfince şekillendirip sonra onlara uymayan durumlarla karşılaşınca hayalleri yıkılan kimselerden değilim. Güvendiğim dağlara kar falan yağmış değil. Derinden bir düşkırıklığı benimkisi. Geçen her gecenin leyle-i kadr, karşılaştığım her kişinin Hızır olmadığını anladığım zaman kırılıyorum. Böylece kırılan bir düş haline dönüştüğümü görüyorum. Evet, bizzat kendim bir düşkırıklığıyım, kırık bir rüyayım ben.
Tahrir Vazifeleri

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar